Yüzlerdeki çaresizlik

Dün bir ruh bu dünyadan göçüp gitti. kişisel olarak tanımıyordum, belki görmemişimdir bile bir kere olsun! Bu dünyada herşey var; iyilik var, renk var, güzellik var, yalanlar var… ama herşeyden öte ve kesin olarak ölüm var. Daha öncede böyle olmuştu ancak o zamanlar çok çok gençtim. sanırım aklımdan geçenleri fazla önemsemediğim zamanlardı. gerçek bütün yalınlığıyla ortada aslında.

Kötü bir şaka gibi, sanki az sonra yada yarın tekrar ailesinin yanında olabilecek, bütün bu hüzünlü anlar için sevenlerine hesap vermek zorunda kalacak belkide, fakat öyle olmuyor olmayacakta! Tanımıyordum geçip gideni. bu hayatta ona biçilen rolün ne olduğunu ve bu rol için sahnede ne derece iyi performans sergilediğinide bilmiyorum, bildiğim tek şey ailesinin evinde kendinden sonra kalanların yüzlerinde gördüklerimdi.

Çocuklar yine çocuktu fakat neşeleri yoktu sanki ölümün kesinliğini bilecek kadar büyümüşler ve sessiz sedasız çekilmişlerdi kuytuluklara. Arada sırada unutsalarda etraftaki ağır havayı sessizlik hakimdi hepsine. Baba üzğündü, baba yıkılmış. bir evladını yitirmiş, canından bir parça kopmuş, yüzü yerde, gözler kanlı , gözler baygın.Amcalarda farksızayakta duramıyorlar yorgunlar, yorgunluk köy işlerinin verdiği fiziksel yorgulugun kat ve kat üzerinde. Aslında evdeki herkes yorgun, kimse konuşmuyor belli ki konuşamıyor.

O hayatta ki rolünü bitirdi ve bitirirken başkalarına yeni roller bıraktı gitti. farkındalar mı acaba? Biz farkında mıyız acaba? Elimizden gidenlerin, içindekilerin? Gidince mi anlıyacağız? kendinize yazık etmeyin, hayat sahnesinde alacağımız rolün süresi belli, boşa geçirmemeli!!

Yorum Yap