Son Varoluşsal Soru: Ne Bırakacağız

İnsan, hayatının sonuna yaklaştığında sorduğu sorular değişir. Gençken “ne olacağım” der; ortada “nereye gidiyorum” der; sonunda ise yalnızca “ne bırakacağım” diye sorar. Bu, varoluşun en son sorusudur; cevabı ise hiçbir defterde, hiçbir miras listesinde yazmaz. Çünkü bırakılan şey, çoğu zaman elimizde taşıdıklarımız değil; geride duranlarda bıraktığımız izdir. Evler, hesaplar, isimler; bunlar gider, kalır, ama asıl sorulan o değildir. Asıl soru, gittiğimizde hangi yürekte hangi boşluğun kalacağıdır.

İnsan, geride bıraktıklarını düşündüğünde önce eşyalarını sayar; sonra anlar ki eşya, bırakılan değil, taşınmayandır. Asıl bırakılanlar görünmezdir: Bir çocuğun gözüne yerleşen o bakış, bir dostun duyduğu o söz, bir yabancıya uzatılan o el. Bunların hiçbiri vitrine konmaz, hiçbiri kayıt altına alınmaz; ama insanın ardında en uzun yaşayanlar bunlardır. Bir ağaç diken insan, gölgesini bırakır; bir çocuk yetiştiren insan, sevgiyi bırakır; bir işi hakkıyla yapan insan, örneği bırakır. Hepsi de küçük görünür; ama bir ömür boyunca biriken o küçükler, geride kalanların en büyüğüdür.

Bazı insanlar büyük işler bırakır; isimleri caddeye, okula, kitap kapağına yazılır. Ama o isimler, taştan ve kağıttandır; yıllar onları da aşındırır. Oysa bir çocuğun içine işlenen o sabır, bir eşin hatırladığı o gülümseme, bir arkadaşın taklit ettiği o dürüstlük; bunlar aşınmaz, bunlar taşınmaz. İnsan, çoğu zaman farkına varmadan bırakır; ne yazık ki bıraktığını ancak giderken görür. Ve o an, geride bıraktığı servetin ne kadarını sevgiyle, ne kadarını sadece boşlukla doldurduğunu anlar.

Belki de asıl mesele şudur: Bırakmak, bir varış değil, bir vasiyettir. İnsan, kendi hikâyesinin son satırını yazamaz; o satırı, geride kalanlar kendi hayatlarında yazar. Bizim yaptığımız, onlara iyi bir kalem bırakmaktır; onlar, o kalemle kendi hikâyelerini yazacaklardır. Bu yüzden ne bıraktığın değil, nasıl bıraktığın önemlidir; aceleyle mi, sevgiyle mi; öfkeli mi, huzurlu mu. Geride kalanlar, bıraktığın eşyayı değil, bıraktığın hissi hatırlar; bir oda dolusu eşyadan çok, bir akşam sofrasının sıcaklığını.

Sonunda insan şunu anlar: Bırakılan en büyük şey, kendinden bir parça bırakmaktır. Bir düşünce, bir dua, bir sevgi, bir sabır; hepsi de avuçtan dökülen tohumlar gibi. Bazıları taşa düşer, bazıları toprağa; ama hangisi nereye düşerse düşsün, bir gün bir yerde bir şey yeşertir. Biz onu görmeyiz, biz o günü beklemeyiz; yine de ekeriz. Çünkü ekmek, insanın varoluşsal cevabıdır; “ne bırakacağım” sorusunun tek cevabı, bıraktığın şeyin ne olduğu değil; o şeyi sevgiyle bırakmış olmaktır. Ve o sevgi, ne kadar çok olursa olsun, ne zaman sorulursa sorulsun, hep aynı cevabı verir: İnsan, geride en çok sevgi bıraktığında, en çok yaşamış olur.

E.B.

Yorum Yap