Kendi Çocukluğumuzda Kendi Çocuklarımızı Görmek

Bir nehir akar; onu seyreden insan, nehrin içinde kendi yüzünü görür. Çocuğumu seyrederken ben de böyleyim: Onun oyununda, kendi oyunumu; onun öfkesinde, kendi öfkemi; onun suskunluğunda, kendi suskunluğumu buluyorum. Zamanın bir nehir olduğunu, aynı suyun bir kez daha akamayacağını bilirdim; ama bu nehir, yıllar sonra aynı kıyıya, aynı beni geri getiriyor. Çocuğum, bir yabancı değil; içimde saklı kalmış o çocuğun, dışarıya yansımış hâli.

Onu izlerken, kendi çocukluğumun kapısını aralıyorum. Korkularımı görüyorum onun gözlerinde, düşüp kalkmalarımı, yaralarımı, o yaraların kabuk bağlayışını. Ve o kabukların altında, hiç iyileşmemiş küçük bir benin durduğunu fark ediyorum; ona bakmak zor, çünkü kendi acımın aynası. Ama nehir öğretir: Acı da güzeldir, tıpkı sevinç gibi; ikisi de aynı suyun içinde, aynı akışın parçalarıdır. Onu korumak, onu her düşüşten sakınmak değil; düşmesine izin vermek, ama düştüğünde yanında olmaktır.

Belki de asıl mesele şudur: Çocuğum, benim tamamlanmamış hikâyemin devamı değildir; o, kendi nehrinin kaynağında duran, kendi yolunu arayan bir gezgin. Ben onun önüne geçip yolu gösterebilirim; ama o yol, onun yolu olmalı. Kendi çocukluğumu ona giydirmek, onu kendi hayallerimin kıyafetlerine sarmak; o zaman onu görmüş olmam, onu kendi geçmişime hapsetmiş olurum. Oysa nehir tek başına akar; kimse aynı nehirde iki kez aynı çocuk olarak duramaz.

Ne zaman ona kızsam, ona anlayamadığım bir şey yüzünden kızıyorum; o an kendime dönüp bakmam gerektiğini öğreniyorum. O, benim çocukluğumda anlayamadığım her şeyi bana tekrar gösteriyor; bir sınav gibi, ama cevapları benim geçmişimde. Belki de ebeveynlik, çocuğa bir şey öğretmek değil; çocuğun elinde, kendi çocukluğunu yeniden öğrenmektir. O büyürken ben de büyüyorum; o yürürken ben, çoktan unuttuğum o yürüyüşü yeniden hatırlıyorum. Ve bir gün, onun gözlerinde kendi gözlerimi gördüğümde, ikimizin de aynı nehirden içtiğini ama her birimizin farklı bir su olduğunu anlıyorum.

O yüzden artık onu izlerken susmayı öğreniyorum; konuşmak yerine dinlemeyi, düzeltmek yerine anlamayı. O, kendi yolunu kendisi bulacak; benim yolum, onun yolunun başında sadece bir gölge. Ve gölgeler, güneş doğduğunda kısalmaya başlar; benim varlığım da onun ışığında giderek incelir. Bu, ne hüzün ne sevinçtir; bu, nehrin doğasıdır. Çocuğum, içimdeki o çocuğu bana geri verdi; ben de ona, içindeki o yetişkinin tohumunu bırakıyorum. Zaman, nehirdir; biz de onun içinde, birbirimizi taşıyan iki ayrı damla. Ve damlalar, denize kavuştuğunda bir olur; ama o ana dek her biri, kendi yolunu kendi başına bulmak zorundadır.

E.B.

Yorum Yap