Salı günü bir okulun bahçesindeydim. İniş iletkeni duvara kelepçelenmiş, test klemensi yok, kablo boydan boya sıvanın altında kaybolmuş. Müdür paratonerimiz var dedi, kâğıt üstünde de var. Ölçecek bir nokta yok.
Tezim şu: Türkiye’de sorun paratonersiz bina değil, çalışıp çalışmadığı bilinmeyen paratoner.
Sahada tablo üçe ayrılıyor. Birincisi hiç kurulmamış sistem; özellikle eski apartman ve küçük sanayide yıldırımlık deyip geçilmiş. İkincisi kurulmuş ama yarım kalmış iş: çatıya direk dikilmiş, topraklamaya bağlanmamış ya da bağlantı zamanla kopmuş. Üçüncüsü en kalabalığı: her şey var gibi duruyor, fakat ölçüm yapılamıyor.
İki ölçüte bakmak yetiyor. TS EN 62305’e göre her iniş iletkeninde, yerden göz hizasında ayrılabilir bir test klemensi olur. Uygulamada bu, yerden iki metre ile iki buçuk metre arası demek. Klemens muhafaza borusunun içinde durur, kapağı açarsın, pensle ayırırsın, topraklama direncini okursun. Klemens yoksa ölçüm de yok. Ölçüm yoksa o sistem kâğıt üstünde var.
İkinci ölçüt süreklilik. Çatıdaki yakalama ucu ile topraklama elektrodu arasında kopukluk olmayacak. Kiremit değişirken kablo kesilmiş, mantolama yapılırken iletken sıvanmış, bahçe düzenlenirken muhafaza borusu kırılmış örnekleri saymakla bitmez. Gözle bakınca bina korunuyor sanırsın. Yıldırım yüksekten değil, en zayıf ekten girer.
Geçen ay bir sitede on blok gezdim. Dördünde test klemensi toprağa gömülmüş, ikisinde kapak boyanıp kapanmış, birinde kablo kesilip ucu bantlanmış. Yönetici beş yıl önce taktırdık dedi. Beş yılda bir kez bile açılmamış kapak, sistemi değil, ihmalimizi koruyor. Okullarda tablo daha kırılgan. Direk var, rapor var, ölçüm hücresi boş. Veliler çatıdaki direği görünce içi rahat ediyor. Oysa direk tek başına bir şey yapmaz; sistem toprağa bağlanınca sistem olur.
Burada bir itiraz yükseliyor: ESE paratoner taktırdık, bina güvende. Erken akım yayımlı başlıklar tartışmalı bir alan ve tek başına çözüm değil. Başlık ne olursa olsun iniş iletkeni, ekler, test klemensi ve topraklama aynı titizliği ister. Pahalı başlık, bakımsız tesisatı affetmez. Yıldırım etikete değil, en düşük dirençli yola gider.
İkinci itiraz müteahhitten geliyor: Bina teslimde projeye uygundu. Doğru olabilir. Uygunluk teslim gününün fotoğrafı. Yağmur, rüzgâr, güneş, genleşme, korozyon ve insan eli beş yılda o fotoğrafı eskitir. O yüzden standart periyodik kontrol ister; kritik yapılarda bu süre kısalır. Ölçüm defteri boşsa uygunluk da boştur.
Asıl mesele para değil. Bir test klemensi ve bir muhafaza borusu, sistemin en ucuz parçası. Pahalı olan alışkanlık değişimi: çatıya yılda bir çıkmak, kapağı açmak, değeri yazmak, kopuğu onarmak. Periyodik kontrol raporundaki kusur kodu bu yüzden kıymetli. Eksik klemens, ölçülemeyen direnç, kopuk iletken yazılınca bina sahibi ilk kez gerçeği görüyor. Kâğıt var demeyi bırakıyor.
Çözüm karmaşık değil. Her binada iniş iletkenleri numaralandırılsın, test noktaları fotoğraflansın, ölçüm değerleri panodaki topraklama şemasına işlensin. Site ve okul yönetimlerine tek sayfalık bir kart verilsin: klemens nerede, boru sağlam mı, son ölçüm kaç ohm, sıradaki kontrol ne zaman. Yıldırım mevsimlik bir haber değil, her yaz aynı gökyüzü.
O okulun bahçesinden çıkarken müdüre şunu söyledim: direği değil, klemensi sorun. Klemens açılırsa sistem konuşur. Açılmıyorsa susar, biz de susmayı güvenlik sanırız.