Çalışmak ve kısa yaşam

Sabahları alarmla değil, yaşamın içine doğru kalkıyoruz ama çoğu gün o ışık bize hiç doğmuyor. Kapıdan çıkarken “önce çalışmalıyım” diyoruz, sonra çalışıyoruz, sonra yoruluyoruz, sonra uyuyoruz. Ve bir bakıyoruz ki mevsim geçmiş, yaprak dalda sararmış, o sararan yaprak gibi biz de bekliyoruz düşmeyi…

Yaşam kısa dediklerinde hep başkaları için sanırdım. Kısalık başkalarının işiydi, uzunluk benim. Oysa dünya dönmeye devam ediyor; köşedeki fırın her sabah ekmeğini çıkarıyor, sen orada değilken de. Çalışmak mı yaşamak, yoksa yaşamı çalışmakla mı geçiriyoruz?

Bir dostum derdi, “akşamları yorgun ama boş dönüyorsan, günün bir yerinde kaybettin kendini.” Belki de sorun çalışmakta değil, çalışırken gözlerimizi göğe çevirmemekte. Fabrika ışıkları güneşi örtüyor, ekranlar denizi unutturuyor. Oysa hayatın kıyısındayız hep… bir gözümüz aşağıda, keskin kayalarda; diğer gözümüz ufukta.

Kaç vardiya daha, kaç “bir gün” daha? Karanlıkta kalmaya gerek yok. Çalışırken bile aydınlığın ne olduğunu bilen insan, yaşamı uzun yaşar.

E.B.

Yorum Yap