Sihrin Kaybolduğu Gün: Çocukluk Tanrılarından Yetişkinlik Gerçeklerine

Çocukken herkes biraz tanrıydı. Babam her kapıyı açardı, annem her yaranın üstüne bir öpücük koyardı, öğretmenim dünyanın bütün cevaplarını cebinde taşırdı. Onların yaptığı her şey, benim asla ulaşamayacağım bir büyü gibi gelirdi. O büyüye bakarken gözlerimizdeki ışıltı, yetişkinlerin en çok özlediği şeydi belki de; fark etmezdik.

Sonra bir gün babamın da korktuğunu gördüm. Annemin de yorulduğunu, öğretmenimin de bilmediğini, herkesin herkes gibi olduğunu. Sihir kayboldu… ama büyüye inandığımız o günler değil, kaybolduğu o an mı gerçekti? Ne garip, tanrıların sıradanlaştığı gün, biz de onlar gibi yürümeyi öğrendik; belki de büyümek buydu, sihri kaybetmek değil, sihri başka yerde aramak.

Çocukluk tanrıları tahtlarından indi ama herkesin içinde küçük bir çocuk kaldı. O çocuk, hâlâ bir mucize bekliyor; belki bir sabah kar yağacak, belki bir kapı açılacak, belki birileri yine her şeyi bilecek. Kaç yaşına gelirsen gel, o beklenti bitmiyor…

Sihir mi kayboldu, yoksa gözlerimiz mi büyüdü? Belki de hâlâ bir yerde, bir öpücüğün yarayı sardığı o günler gibi ışıldıyor; sadece bakmasını unuttuk.

E.B.

Yorum Yap